Southeastern Turkey: A glance at the upper Mesopotamia

Article written by Çağlar Ceyran, in Turkish and English.

Göbekli Tepe, Şanlıurfa, Turkey

Southeastern Turkey : A glance at the upper Mesopotamia

When I visited Göbeklitepe for the first time in 2016, I was completely overwhelmed by what lay before my eyes. To see the oldest known temple in the world is like carrying out a duty of pilgrimage for a lover of archaeology such as me. 

Dating back twelve thousand years, which makes it eight thousand years older than the pyramids and seven thousand years older than Stonehenge, the discovery of Göbeklitepe entirely altered our knowledge about early human history. The information acquired from the excavations refutes the long-held conviction that the monumental structures could only be built in a settled life, which is achieved because of agriculture. We now know that the people of Göbeklitepe were still roaming hunters and gatherers. It turns out that people came together here for religious purposes, which eventually led to the need for agriculture. Göbeklitepe is on top of a hill, 15 km away from Şanlıurfa, known as the city of prophets. The surrounding area is full of archaeological treasures, myths and ancient stories. Mesopotamia is widely regarded as the melting pot of civilizations, the place where the story begins. Geographically and historically, the upper Mesopotamia region corresponds to today’s southeastern cities in Turkey such as Mardin, Diyarbakır, Şanlıurfa, Gaziantep and Batman. Bordering Syria, given life by two great rivers, Euphrates and Tigris, this region is situated right at the upper part of the fertile crescent. 

Southeastern Turkey is probably the least known part of Turkey yet always a matter of mystery with the strange contradiction between centuries-old multicultural heritage and never-ending political conflicts. Throughout history, it has been home to hundreds of civilizations such as Armenians, Assyrians, Kurds, Yezidis, Keldanis, Shemsis and, Arabs, to name a few. Unfortunately, due to the political unrest and pressure, many of them, especially Armenians and Assyrians, had to flee the region. Today there is still a small Assyrian and Armenian community living in the province of Mardin. Mardin has a well- deserved reputation as having a very tolerant city life. Walking around on the streets of this amazingly beautiful city one can hear 4 languages: Turkish, Kurdish, Arabic and Syriac. 

Once a great place to live and thrive in thanks to geopolitical advantages through commerce and agriculture, southeastern Turkey is nowadays associated with poverty, inequality of opportunity, ignorance, inadequacy of infrastructure, backwardness and terrorism.

Shamefully, until recently, it was not a cool thing in Turkey to say that my family comes from an eastern or a southeastern city. Once a great place to live and thrive in thanks to geopolitical advantages through commerce and agriculture, southeastern Turkey is nowadays associated with poverty, inequality of opportunity, ignorance, inadequacy of infrastructure, backwardness and terrorism. The region is politically charged, economically under-developed and badly managed. The problems are intermingled. 

In Turkey, the ethnic and religious identity gains much more importance once you start to go eastwards. According to the Treaty of Lausanne signed in 1923, the Turkish state recognizes only the non-Muslims as a minority. This decision has caused Kurds, who differ from Turks in terms of language and culture, to suffer considerably. According to a survey conducted by an independent research company in Turkey, Konda, the 13.4 % of the population defines themselves as Kurds1. Most Turkish citizens of Kurdish origins live in the southeastern cities. 

After the elections in Turkey, you can turn on the TV to see the results and there is always this well-known map of Turkey in which the coastal cities are all coloured in red as the symbol of CHP (Republican People’s Party), the inner parts are all coloured in yellow as the symbol of AKP (Justice and Development Party) and the southeastern cities are all coloured in the purple of HDP (Peoples’ Democratic Party). Since the failure of the peace process between the Turkish government and representatives of Kurdish decision-making authorities, there is always turmoil, not only in the region but also in the whole country. “Geography is destiny”, says Ibn Khaldun. This is a well-used phrase by the Turkish media. I disagree with him. It’s people who make and change societies, and, hopefully, destinies in the end. 

Güneydoğu anadolu bölgesi: yukari Mezopotamya’ya kisa bi̇r bakiş

Göbeklitepe’yi ilk defa 2016 yılında ziyaret ettiğimde, gördüklerimden inanılmaz etkilenmiştim. Benim gibi bir arkeoloji meraklısı için dünyanın en eski tapınağını görmek bir nevi hacı olmak gibiydi. 

12 000 yıllık tarihiyle piramitlerden 8 000 yıl, Stonehenge’den ise 7 bin yıl daha önce inşa edilen Göbeklitepe, erken dönem insanlık tarihi hakkındaki bilgilerimizi tamamen degiştirdi. Kazı çalışmalarından elde edilen bilgiler anıtsal yapıların ancak tarımla başlayan yerleşik bir yaşamda inşa edilebileceği konusundaki yıllardır süren kanıyı çürütmüş oldu. Göbeklitepe insanları hala avcı toplayıcılardı. İnsanlar önce dini sebeplerle bir araya geldiler. Böylece tarımın başlamasına zemin hazırlandı. Göbeklitepe, Peygamberler Şehri olarak bilinen Şanlıurfa’ya 15 km uzaklıkta bir tepenin üzerinde bulunuyor. Bu bölgenin çevresi arkeolojik hazinelerle, efsanelerle ve antik hikayelerle dolu. 

Mezopotamya medeniyetlerin beşiği olarak bilinir. Tüm hikaye burada başlar. Coğrafi ve tarihi olarak, Yukarı Mezopotamya olarak bilinen alan bugünkü Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin Mardin, Diyarbakır, Şanlıurfa, Gaziantep ve Batman şehirlerini kapsar ve Suriye sınırında, Dicle ve Fırat olmak üzere 2 büyük nehirle hayat bulur. Burası bereketli hilal olarak bilinen alanın tam üst kısmına tekabül eder. 

Güneydoğu Anadolu Bölgesi muhtemelen Türkiye’nin en az bilinen, ancak devamlı gizemli bulunan bölgesidir. Yüzyıllara yayılan çokkültürlü miras ve bitmeyen çatışmalar bölgeyi tezatlar diyarı haline getiriyor. Tarih boyunca bu bölge Ermeniler, Süryaniler, Kürtler, Keldaniler, Şemsler ve Araplar gibi yüzlerce medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Ne yazık ki, siyasi huzursuzluklar ve baskılar nedeniyle, başta Ermeniler ve Süryaniler olmak üzere bu halkların birçoğu bölgeden kaçmak zorunda kaldı. Bugün Mardin ilinde hala küçük bir Süryani ve Ermeni topluluğundan söz etmek mümkün. Hoşgörülü şehir hayatıyla sonuna bu sıfatı sonuna kadar hak ediyor. Büyüleyici güzellikteki bu şehri gezerken sokaklarda 4 dil duyabilirsiniz: Türkçe, Kürtçe, Süryanice ve Arapça. 

Bir zamanlar, ticaret ve tarım olanaklarını kullanarak yaşamak ve hayat kurmak için harika bir yer olan bu bölge günümüzde yoksulluk, fırsat eşitsizliği, cehalet, altyapı yetersizliği, geri kalmışlık ve terörle anılıyor.

Utanarak kabul etmeliyiz ki, son yıllara kadar Doğulu veya Güneydoğulu olduğunu söylemek Türkiye’de pek hoş karşılaşılan bir şey değildi. Bir zamanlar, ticaret ve tarım olanaklarını kullanarak yaşamak ve hayat kurmak için harika bir yer olan bu bölge günümüzde yoksulluk, fırsat eşitsizliği, cehalet, altyapı yetersizliği, geri kalmışlık ve terörle anılıyor. Bölge siyasi olarak sorunlu, ekonomik olarak az gelişmiş ve oldukça kötü yönetiliyor. Sorunlar birbirine geçmiş durumda. 

Türkiye’de etnik ve dini kimlik Doğu’ya gittikçe önem kazanır. 1923 yılında imzalanan Lozan Antlaşması’na göre, Türk devleti yalnızca gayrimüslimleri azınlık olarak tanımaktadır. Bu durum Türklerden dil ve kültür olarak ayrılan Kürtlerin yıllarca acılar çekmesine neden oldu. Bağımsız bir araştırma şirketi olan Konda’nın yaptığı bir ankete göre, Türkiye’de nüfusun % 13.4’ü kendini Kürt olarak tanımlıyor2. Kürt kökenli Türk vatandaşlarının birçoğu güneydoğudaki şehirlerde yaşıyor. 

Seçimlerden sonra sonuçları takip etmek için televizyonu açtığınızda, tanıdık bir Türkiye haritası üzerinde kıyı şehirlerin CHP kırmızısıyla, orta kesimlerin AKP sarısıyla, güneydoğu bölgesinin ise HDP moruyla kaplı olduğunu görürsünüz. Türk hükümeti ile Kürt karar alma merciileri arasındaki barış süreci sona erdiğinden beri, sadece bölgede değil, tüm ülkede kargaşa ortamı hakim. “Coğrafya kaderdir” der Ibn Haldun. Türk medyasının kullanmayı çok sevdiği bir sözdür bu. Ben aynı fikirde değilim. En nihayetinde, toplumları inşa eden ve değiştiren halklardır. Umarım bir gün kaderlerini de değiştirirler. 

Article published in February 2020

Published by LA REGIONISTO

La Regionisto focuses on regional economic, political or cultural issues. Its aim is to enable everyone to deepen their curiosity for various regions of Europe and beyond, in a classic or fun way. We welcome articles written in any language and from any approach!

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: